top of page
309062_home_white.png
309062_home_building_house_real estate_icon.png
309062_home_white.png
309062_home_building_house_real estate_icon.png
EREN HUKUK
309062_home_white.png
309062_home_building_house_real estate_icon.png
EREN HUKUK

Türk Hukukunda Kayyımlık: Türleri, Şartları ve Hukuki Sonuçları

  • Yazarın fotoğrafı: ER|EN HUKUK
    ER|EN HUKUK
  • 3 May
  • 7 dakikada okunur

Hukuki ilişkilerde kişinin kendisini temsil etme veya malvarlığını yönetme imkânı her zaman bulunmayabilir. Kimi zaman bir hastalık, kimi zaman uzun süreli bulunamama, kimi zaman da yasal temsilci ile temsil edilenin menfaatlerinin çatışması, hukuk düzeninin devreye girmesini gerektirir. İşte tam da bu noktada Türk Medeni Kanunu'nun düzenlediği kayyımlık kurumu, bireylerin ve kurumların hak ve menfaatlerini korumak amacıyla devreye girer.

Bu yazıda kayyımlık müessesini; vasilikten farkıyla, türleriyle, kayyım atanmasının usulüyle ve hukuki sonuçlarıyla birlikte ele alacağız.



Kayyımlık Nedir? Vasilikten Farkı Nedir?

Kayyım, vesayet organlarından biri olmakla birlikte, fonksiyonu vasilikten önemli ölçüde farklılaşır. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 403. maddesi uyarınca vasi, vesayet altındaki kişinin hem kendisini gözetmek, hem malvarlığını yönetmek hem de hukuki işlemlerde onu temsil etmek üzere atanan kişidir. Kapsam itibarıyla geniş ve sürekli bir görevdir.

Kayyım ise yalnızca belirli işleri görmek veya belirli bir malvarlığını yönetmek üzere görevlendirilir. Yani kayyımın görev ve yetkileri, vasininkiler kadar geniş ve çeşitli değildir; kapsam bakımından sınırlıdır. Önemli bir teknik nokta olarak; TMK m. 403/3 ve 431. madde uyarınca vasinin atanmasına ilişkin hükümler, aksi belirtilmedikçe kayyım atanması hakkında da uygulanır. Yargıtay da yerleşik içtihadıyla bu kuralı teyit etmektedir.

Bir başka kritik fark da şudur: Kayyım atanması, kişinin fiil ehliyetini etkilemez (TMK m. 458/1). Kişi, kayyım atandıktan sonra da hukuki ehliyetini korur; kayyım yalnızca belirli bir iş veya malvarlığı yönetimi bakımından devreye girer.


Kayyımlığın Türleri

Türk Medeni Kanunu'nda kayyımlık üç ana başlık altında düzenlenmiştir:

  1. Temsil kayyımlığı (TMK m. 426)

  2. Yönetim kayyımlığı (TMK m. 427)

  3. İsteğe bağlı kayyımlık (TMK m. 428)


1. Temsil Kayyımlığı (TMK m. 426)

Temsil kayyımı, kişinin belirli bir işinin görülmesi veya belirli bir davada temsil edilmesi amacıyla atanır. TMK m. 426 hükmü, vesayet makamının ilgilinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı üç hâli sınırlı sayıda (tahdidi olarak) düzenlemiştir:

  1. Ergin bir kişinin hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda olmaması,

  2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaatinin çatışması,

  3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engelin bulunması.


Burada altını çizmek gereken nokta, bu üç sebebin tahdidi olmasıdır; yani bunların dışındaki hâllerde temsil kayyımı atanması mümkün değildir. Örneğin malikin kim ya da nerede olduğunun bilinmemesi, TMK m. 426 anlamında bir temsil kayyımlığı sebebi değildir; bu hâl yönetim kayyımlığının konusunu oluşturur.


Menfaat Çatışması Hâlinde Temsil Kayyımı

Uygulamada en sık başvurulan hâl, menfaat çatışmasıdır. Velayet altındaki bir küçük ile velinin ya da vesayet altındaki bir kısıtlı ile vasinin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda, küçük veya kısıtlının menfaatlerini korumak üzere temsil kayyımı atanır.


Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, temsil kayyımı atanmaksızın menfaat çatışması içerisinde yapılan hukuki işlemler batıldır (Yargıtay HGK, 30.05.2018, E. 2017/2486, K. 2018/1148). Burada doktrinde ve uygulamada hâkim olan görüş, temsil olunanın menfaatinin ihlaline yönelik soyut bir tehlike olasılığının dahi menfaat çatışmasının varlığı için yeterli olduğu yönündedir.

Tipik örnekler şunlardır:

  • Soybağının reddi davaları: Davalı anne ile küçükler arasında menfaat çatışması doğduğundan, küçüklere kayyım atanması ve husumetin kayyıma yöneltilmesi gerekir (Yargıtay 2. HD, 13.12.2012, E. 2011/19299, K. 2012/30176).


  • Boşanma sonrası velayet uyuşmazlıkları: Velayet hakkından doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği iddiasıyla açılan davalarda, küçük ile anne ve baba arasındaki menfaat çatışması nedeniyle çocuğu davada temsil etmek üzere kayyım atanmalıdır.


  • Mirasla ilgili işlemler: Veli/vasi ile küçük/kısıtlının aynı tereke içinde mirasçı olduğu hâllerde paylaşım, feragat gibi işlemler için kayyım gerekir.



2. Yönetim Kayyımlığı (TMK m. 427)

Yönetim kayyımlığının amacı; gerekli olan yönetimden yoksun kalan ve yönetimi başkaca yollarla sağlanamayan bir malvarlığının yönetilmesidir. TMK m. 427, vesayet makamının yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alacağını ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atayacağını düzenler:

  1. Bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması ve oturduğu yerin bilinmemesi,

  2. Vesayet altına alınması için yeterli sebep bulunmamakla beraber, bir kişinin malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksun olması,

  3. Bir terekede mirasçılık haklarının henüz belli olmaması veya ceninin menfaatlerinin gerekli kılması,

  4. Bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması,

  5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolunun sağlanamamış olması.


Yargıtay, organlarını yitirmiş bir tüzel kişiye de yönetim kayyımı atanabileceğini açıkça kabul etmektedir. Buna göre, şirketin aktif ve pasiflerinin belirlenmesi, taraf ehliyetinin korunması, alacaklarının ve haklarının takibi bakımından TMK m. 427/1-4 uyarınca tüzel kişiye kayyım atanması mümkündür (Yargıtay 8. HD, 15.05.2018, E. 2018/9291, K. 2018/12678).


3561 Sayılı Kanun Kapsamında Yönetim Kayyımlığı

Uygulamada özellikle kamulaştırma ve ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davalarında, malikin kim olduğu veya adresi tespit edilemeyen kişilerin payları bakımından kayyım atanması ihtiyacı doğmaktadır. Bu hâllerde devreye 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun girmektedir.


Anılan Kanun'un 2/1. maddesi uyarınca; bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi ya da ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçıya ait payın resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanması gereken hâllerde, vesayet makamı; söz konusu mallar üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğu anlaşılırsa, mahallin en büyük mal memuru yönetim kayyımı olarak tayin edilir.



3. İsteğe Bağlı Kayyımlık (TMK m. 428)

İsteğe bağlı kayyımlık, ergin bir kişinin kendi talebi üzerine atanan kayyımlık türüdür. TMK m. 428'e göre, isteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden biri varsa, ergin bir kişiye kendi isteği üzerine bir kayyım atanabilir.


Bu sebepler TMK m. 408'de düzenlenmiştir: Yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin, kısıtlanmasını isteyebilir; bu durumlarda kısıtlama yerine kayyım atanması da talep edilebilir. Sayılan sebeplerden birinin bulunması yeterli olmayıp, ayrıca kişinin kendisine kayyım atanması yönünde bir isteğinin bulunması da zorunludur.


Kim Kayyım Olabilir? Kim Olamaz?

TMK m. 413 uyarınca yalnızca gerçek kişiler kayyım olarak atanabilir. Tüzel kişilerin kayyım olarak atanması mümkün değildir. Ancak, 3561 sayılı Kanun çerçevesinde mahallin en büyük mal memuru bir görev sıfatıyla kayyım olarak görevlendirilebilir; bu hâl özel bir düzenlemeden kaynaklanmaktadır.

Vasiliğe engel sebepler kayyımlık için de geçerlidir. TMK m. 418 uyarınca aşağıdaki kişiler kayyım olamazlar:

  1. Kısıtlılar,

  2. Kamu hizmetinden yasaklılar veya haysiyetsiz hayat sürenler,

  3. Menfaati, kendisine kayyım atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışanlar veya onunla aralarında düşmanlık bulunanlar,

  4. İlgili vesayet daireleri hâkimleri.


Burada uygulamada en sık karşılaşılan engel, menfaat çatışmasıdır. Yargıtay, "kayyım atamasına gerek görülen ile kayyım tayin edilen arasında yarar çatışması bulunmaması gerektiğini" özellikle vurgulamaktadır (Yargıtay 2. HD, 02.10.2006, E. 2006/5758, K. 2006/12871).


Kayyımlıktan Kaçınma Sebepleri

TMK m. 417'de düzenlenen ve vasilik için geçerli olan kaçınma sebepleri, kayyımlık için de uygulanır. Buna göre aşağıdaki kişiler kayyımlığı kabul etmeyebilirler:

  1. Altmış yaşını doldurmuş olanlar,

  2. Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar,

  3. Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,

  4. Üzerinde vasilik veya kayyımlık görevi olanlar,

  5. Cumhurbaşkanı, TBMM üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, hâkim ve savcılık mesleği mensupları.


Kayyımlıktan kaçınmak isteyen kişi, kararın kendisine tebliğinden itibaren on gün içinde kaçınma sebeplerini bildirerek bu hakkını kullanmalıdır (TMK m. 422/1).


Kayyım Atanmasının Usulü


Yetkili Mahkeme

Vesayet makamı, Sulh Hukuk Mahkemesidir. TMK m. 430 uyarınca:

  • Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı tarafından atanır.

  • Yönetim kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır.


Talep ve Re'sen Atama

Vesayet makamı kayyımı, ilgilinin talebi üzerine veya re'sen atayabilir. Burada ilgili kavramı geniş yorumlanır; menfaati zarar görme tehlikesi altında olan herkes ile davalarda dava şartı olarak kayyım atanmasına ihtiyaç duyan mahkemeler bu kapsama girer. Mahkemeler, görmekte oldukları davalarda kayyım atanmasının gerekli olduğunu tespit ettiklerinde, ilgili sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunarak kayyım atanmasını talep ederler.


Karar, Tebliğ ve İlan

Atama kararı kayyıma derhal tebliğ edilir. Karar, vesayet makamının gerekli görmesi hâlinde ilan olunur (TMK m. 431/2). Atamaya itiraz hakkı bulunan ilgililer, atamayı öğrendikleri günden itibaren on gün içinde atamanın kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilirler.


Kayyımın Görev ve Yetkileri

Kayyımın görev süresi ve ücreti vesayet makamı tarafından belirlenir (TMK m. 458/2).

Kayyımın yetkileri, atandığı işin niteliğine göre dar yorumlanır:

  • Belli bir iş için görevlendirilmiş kayyım, vesayet makamının talimatına aynen uymak zorundadır (TMK m. 459/1).

  • Bir malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş kayyım, yalnız o malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir (TMK m. 460/1).

  • Bunların dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye; temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse vesayet makamının iznine bağlıdır.


Kayyımın hukuka aykırı işlemlerinden doğan zararlardan kişisel sorumluluğu vardır (TMK m. 467). Devlet ise kayyıma tazmin ettirilemeyen zararlardan ikinci derecede sorumludur.


Kayyımlığın Sona Ermesi

Kayyımlığın sona ermesi, kayyımlığın türüne göre farklı kurallara tabidir. Bu ayrım son derece önemli olup uygulamada sıklıkla göz ardı edilmektedir:

  • Temsil kayyımlığı, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin tamamlanmasıyla kendiliğinden sona erer (TMK m. 477/1). Ayrı bir karara gerek yoktur.

  • Yönetim kayyımlığı, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınması durumunda vesayet makamının kararıyla sona erer (TMK m. 477/2).

  • Atamanın ilan edilmiş olması veya vesayet makamının gerekli görmesi hâllerinde, kayyımlığın sona erdiği de ilan olunur (TMK m. 478/1).


Yargıtay, kayyımlık kararının kaldırılmasına yönelik taleplerin evrak üzerinden karara bağlanamayacağını, mutlaka duruşma açılmak suretiyle basit yargılama usulü uygulanarak karar verilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Yargıtay 8. HD, 07.11.2017, E. 2017/6861, K. 2017/14644). Bu yaklaşım, hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) bir gereği olarak kabul edilmektedir.


Pratik Önem ve Sonuç

Kayyımlık müessesi, ilk bakışta teknik bir vesayet konusu gibi görünse de uygulamada çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkar: Boşanma davalarında küçüğün temsili, mirasla ilgili paylaşımlarda menfaat çatışmalarının giderilmesi, ortaklığın giderilmesi davalarında adresi bilinmeyen maliklere yönelik hak takibi, organlarını yitirmiş şirketlerin temsili, yurtdışında bulunan ve Türkiye'deki işlerini görmesine engel hâlleri olan kişilerin temsili gibi pek çok hayati alanda devreye girmektedir.


Kayyımlık talebi söz konusu olduğunda dikkat edilmesi gereken üç temel husus şunlardır:

  1. Doğru kayyımlık türünün belirlenmesi: Temsil mi, yönetim mi? Bu ayrımın hatalı yapılması hem usul ekonomisini hem de hak kaybını gündeme getirir.

  2. Yetkili mahkemenin doğru tespiti: Yerleşim yeri ve malvarlığının bulunduğu yer kavramları arasındaki fark, yetkili sulh hukuk mahkemesini doğrudan etkiler.

  3. Talebin kapsamının net şekilde ortaya konması: Kayyıma verilecek yetki, açtığı davadan feragat, sulh, kıymetli evrak işlemleri gibi konularda sınırlanmış olup, görev tanımı baştan doğru yapılmalıdır.


Hak kayıplarının önlenmesi ve sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için, kayyım atanması talebinin somut olayın özelliklerine göre titizlikle değerlendirilmesi gerekir. Vesayet hukuku alanındaki düzenlemeler, kapsamları ve sonuçları itibarıyla bireyin temel haklarını doğrudan etkilediğinden; bu süreçlerin uzman bir hukuki destek eşliğinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.


Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup ve hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Somut uyuşmazlıklarınız için bir avukata başvurulması gerektiği unutulmamalıdır.


bottom of page