top of page
309062_home_white.png
309062_home_building_house_real estate_icon.png
309062_home_white.png
309062_home_building_house_real estate_icon.png
EREN HUKUK
309062_home_white.png
309062_home_building_house_real estate_icon.png
EREN HUKUK

Fesihle Aynı Gün İmzalatılan Arabuluculuk Tutanağı: Yargıtay Kılık Değiştirmiş İbraya Sınır Çiziyor

  • Yazarın fotoğrafı: ER|EN HUKUK
    ER|EN HUKUK
  • 16 dakika önce
  • 7 dakikada okunur

Son dönemde iş hukuku dosyalarına giderek daha sık yansıyan bir tablo var: İşçi istifa ediyor, aynı gün önüne bir arabuluculuk tutanağı konuluyor ve "hiçbir hak ve alacağım yoktur" ibaresiyle tüm hakları tek kalemde tasfiye ediliyor. Görünürde usulüne uygun ve ilam niteliğinde bir belge söz konusu. Ancak içeriği incelendiğinde ortada ne gerçek bir uyuşmazlık ne de fiilî bir müzakere bulunuyor.


Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin güncel 2025/9825 E., 2026/1171 K. 12.02.2026 tarihli kararı tam da bu pratiğe sınır çiziyor ve uygulama bakımından bu yönüyle kıymetli bir yol gösterici niteliği taşıyor.


Olay: Tek Günde Tamamlanan Bir "Uyuşmazlık Çözümü"

Karara konu olayda, yaklaşık on iki yıl çalışmış bir işçi istifa ederek işten ayrılıyor. Dikkat çeken husus şu: işten çıkış, arabulucuya başvuru, arabulucunun belirlenmesi, ilk oturum, son oturum ve anlaşma belgesinin düzenlenmesi aşamalarının tamamı tek bir günde tamamlanıyor.


Düzenlenen tutanakta yalnızca işçinin "hiçbir alacağının bulunmadığı" yer alıyor. İşçi ise sonrasında belgenin iradesi sakatlanarak imzalatıldığını ileri sürerek tutanağın iptalini talep ediyor.


Yargılama Süreci

İlk derece mahkemesi, yerleşik yaklaşımla hareket ederek tutanağın ilam niteliğinde olduğu ve irade fesadının ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddediyor. Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırarak davayı kabul ediyor; Yargıtay da bu kararı onuyor.


Kararın En Değerli Yönü: Tartışmayı Bir Adım Öncesine Taşımak

Kararın asıl önemi, tartışmayı "irade fesadı ispatlandı mı, ispatlanamadı mı" ekseninden çıkararak bir adım öncesine, işin esasına taşımasında yatıyor.


Zira mesele çok daha temelde: Ortada çözülmesi gereken gerçek bir uyuşmazlık yoksa, arabuluculuğun kendisi dayanaktan yoksun kalır. İstifa ederek ayrılan ve işverenden herhangi bir talebi bulunmadığını beyan eden bir işçi bakımından, hangi uyuşmazlığın müzakere edildiği izah edilemez.


Tutanakta yalnızca işçinin hakları kısıtlanıyor; işveren yönünden herhangi bir taahhüt öngörülmüyor. Bu hâliyle belge, karşılıklılık içeren bir "anlaşma" değil, kılık değiştirmiş bir ibra niteliği taşıyor.


Sürecin tek günde tamamlanmış olması da bu değerlendirmeyi güçlendiriyor; gerçek bir müzakerenin varlığı hâlinde böyle bir hızın mümkün olamayacağı açık. Yargıtay'ın, arabuluculuğun salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı yönündeki vurgusu, tam da bu niyeti isabetle okuyor.



İşveren Açısından: "İlam Niteliği" Tek Başına Güvence Değil

Uygulamaya dönük çıkarım açık: Fesih anında, içeriği baştan belirlenmiş, müzakereye dayanmayan ve yalnızca işçiyi bağlayan bu tür tutanaklar, işvereni koruduğu izlenimi verirken gerçekte ciddi bir geçersizlik riski doğuruyor.

Belgenin "ilam niteliğinde" olması, tek başına bir güvence teşkil etmiyor. Arabuluculuğun arkasında gerçek bir uyuşmazlık ve fiilî bir müzakere yoksa, belgenin biçimsel geçerliliği onu ayakta tutmaya yetmiyor.


İşçi Açısından: Önüne Konulan Belge Geri Dönülmez Değil

Karar, işçi tarafı bakımından da önemli bir güvence içeriyor: Fesih anında önüne konulan bu tür bir belgenin geri dönülmez olmadığını ortaya koyuyor. İçeriği baştan belirlenmiş ve müzakereye dayanmayan bir tutanağın, sırf imzalanmış olması sebebiyle işçinin tüm haklarını kesin biçimde tasfiye etmesi mümkün değil.



İşte kararın tam metni:

YARGITAY 9. Hukuk Dairesi 2025/9825 E., 2026/1171 K., K.T.: 12.02.2026

İçtihat Metni

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/2047 E., 2025/146 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Mut 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2023/1051 E., 2025/76 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:


I. DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 02.02.2012-07.11.2023 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, Kanun'dan ... haklarının verilmemesi nedeni ile haklı nedene dayalı olarak iş sözleşmesini feshettiğini, ancak alacaklarının ödeneceği söylenerek iradesi yanıltılarak ve okumasına fırsat verilmeden anlaşma belgesi imzalatıldığını, hileli hareketlerle imzalatılan tutanağın geçerli olmadığını, davacının ihtiyari arabuluculuk için başvurmadığını, davalı tarafça ibra niteliğinde ihtiyari arabuluculuk tutanağı düzenlendiğini, çıkış tarihi başvurma ve anlaşma belgesinin aynı tarihte olduğunu, son zamanlarda işyeri yetkililerince üzerinde mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını, özellikle fazla çalışmalara ve pazar çalışmalarına gelmediğinde fevkalade baskı gördüğünü, resmî tatillerde izin kullandırılmayarak hep çalıştırıldığını, ücretlerinin tam olarak yansıtılmadığını, yıllık ücretli izinlerinin kullandırılmadığını, Covid-19 salgınına rağmen gerekli tedbirler alınmaksızın çalışmak zorunda kaldığını, ara dinlenmeleri Kanun'daki sürelere uygun kullandırılmadığını, gerekli önlemlerin alınmaması nedeni ile iş kazası geçirdiğini, kaza sebebiyle yüzüne 13 adet dikiş atıldığını ancak kaza sonrasında maddi ve manevi olarak ilgilenilmediğini, görev yerinde rızası ve onayı alınmaksızın değişiklik yapıldığını, görev tanımı dışında işler yapmaya zorlandığını, imzalamış olduğu belgelerin davaya konu anlaşma belgesi olduğunu daha sonra öğrendiğini, akabinde de hemen bu davayı ikame ettiğini, kendi istek ve rızası ile anlaşma belgesi imzalamadığını, müvekkilinin imzalamış olduğu belgelerin davaya konu anlaşma belgesi olduğunu daha sonra öğrendiğini, davacının yaklaşık 12 yıllık çalışmasını hiçbir bedel almaksızın sona erdirmesi ve bunu da arabuluculuk kurumu ile kendi başvurusu ile düzenleme altına almasının, kıdem tazminatından vazgeçerek istifa etmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.


II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının bağ bahçe işi yapacağını işverene ve işyerinde bir çok arkadaşına söylediğini, davalı işveren tarafından davacıya, eski eleman olması nedeniyle kendisi ile çalışmaya devam etmek istenildiği, bu şekilde işten ayrılması hâlinde kıdem tazminatı ödenmeyeceği söylenmesine rağmen davacının bir şey istemediğini, sadece işten çıkmak istediğini bildirdiğini ve istifa dilekçesi verdiğini, herhangi bir irade fesadı durumunun söz konusu olmadığını, 06.11.2023 tarihli davacının imzası ve el yazısı ile yazılmış "Kendi özel sebeplerimden dolayı kendi isteğim ile ayrılıyorum, hiçbir hakkım itirazım yoktur." ibaresi içeren istifa dilekçesi bulunduğunu, arabulucu tarafından sözlü olarak bilgilendirmenin yapıldığını, bilgilendirmelerin yapıldığına dair tutanakların davacı tarafça bizzat imzalandığını, arabuluculuk son tutanağı ve arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca davacı taraf ile kendi rızası ve isteği ile belgelerin imzalanarak davacının istifası ile iş sözleşmesinin sona erdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.


III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tanıklarının feshe dair bilgilerinin olmadığı, davalı tanıklarının davacının belediyede işe girmek için işten ayrıldığını ifade ettikleri, davacının 02.02.2012-07.11.2023 arası davalı işyerinde çalıştığı, ayrılış bildirgesinde çıkış kodunun (03-istifa) olarak bildirildiği, arabulucu Avukat ...'nin iptali istenen ... no.lu arabuluculuk kayıtlarını sunduğu, ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinin arabulucu Avukat H.G.S. tarafından başlatılmasının istendiğine dair davacı tarafça imzalanan başvuru formu olduğu, aynı gün taraflarca imzalı arabulucu belirleme tutanağı, bilgilendirme ve ilk oturum tutanağı, son tutanak ve anlaşma belgesi imzalandığı, anlaşma belgesine göre; işçi tarafından işçi ve işveren arasında oluşabilecek tüm alacak kalemleri sayıldıktan sonra "İşçi ve işveren ilişkisinden kaynaklı her türlü alacak kalemine ilişkin hiçbir alacağım yoktur, anlaşmış olduğumuz için kendilerinden bu konularda başkaca talebim olmayacaktır.", işveren tarafından da işçi ve işveren arasında oluşabilecek tüm alacak kalemleri sayıldıktan sonra "İşçi ve işveren ilişkisinden kaynaklı her türlü alacak kalemlerine ilişkin hiçbir alacağı yoktur, anlaşmış olduğumuz için kendilerinden bu konularda başkaca talebi olmayacaktır." şeklinde ibare ile anlaşılan hususlar iki tarafı bağlayacağından bir daha dava açılamayacağı bilinerek mutabakatın sona erdirildiği, taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmeleri sonunda düzenlenen ve dosyaya sunulu 07.11.2023 tarihli arabuluculuk tutanağı içeriğinde dava konusu edilen taleplerin tamamı hakkında taraflar arasında görüşme yapılarak anlaşmaya varıldığının tespit edildiği, arabuluculuk tutanaklarının sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli ilâm niteliğindeki belgelerden olduğu, davacı tarafça sahte olduğuna veya baskı altında imzalatıldığına dair delil sunulamadığı gibi fiil ehliyetsizliği, kısıtlılık hâlleri iddiasının da olmadığı, neticeten arabuluculuk belgesinin baskı altında imzalatıldığına dair veriye de rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.


IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu ihtiyari arabuluculuk belgesinde istifa ederek işten ayrılan davacının beyanı kısmına; "Davacının hiçbir hak ve alacağı olmadığı" ifadesinin yazıldığı, işverenin beyanı kısmına ise; "Davacının hak ve alacağı yoktur, anlaşmış olduğumuz için bu konularda hiçbir hak ve alacağı olmayacaktır." yazıldığı; bu hâli ile sadece işçinin alacak talebinde bulunma haklarına kısıt getirilmeye çalışıldığı, istifa dilekçesinde davacının "İstifa ediyorum hiçbir hakkım itirazım yoktur." şeklindeki ibaresine rağmen, arabuluculuk tutanağında davacının istifa ettiği, hiçbir hak talep etmediği, işverenin de bunu kabul ettiği hususunun geçirildiği, bu hâli ile arabuluculuk tutanağının taraflar arasındaki bir uyuşmazlığı çözecek nitelikte bulunmadığı, işten çıkış, arabulucuya başvurma, arabulucu belirlenme, ilk oturum, son oturum ve anlaşma tutanağı düzenlemesi aşamalarının tek bir gün içinde 07.11.2023 tarihinde gerçekleştiği, bu hâli ile müzakere sonucu tutanak düzenlendiğinin kabulünün mümkün olmadığı, arabuluculuğun salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı, davacının istifa ederek ayrıldığını, davalı işverenden herhangi bir talebi olmadığını belirtmesi, işverene karşı alacak, tazminat ve işe iade gibi bir hak iddiasında bulunmaması dikkate alındığında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı hâlde arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.


V. TEMYİZ


A. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde;

1. Davacı yanın sürekli olarak arabuluculuk anlaşma belgesinin iradesi dışında imzalatıldığını, hile ve baskı altında olduğunu, imzaladığı belgenin içeriğini bilmediğini iddia ettiğini, ancak iddiasını ispatlayan herhangi bir delil sunamadığını, irade fesadına dayanılarak açılan ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali davalarında irade fesadının ispat edilemediği hâllerde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,

2. Dava konusu arabuluculuk belgesinin tamamıyla tarafların hür iradeleri ile imzalanmış bir belge olduğunu,

3. İstinaf incelemesinde arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olarak yürütülüp yürütülmediği konusunda da bir değerlendirme yapılmadığını,

4. Davacının davalı işverene istifa etmek istediğini beyan ettiğini, gerekçe olarak bir işverene bağlı olarak çalışmak istemediğini, Mut ilçesinde çok yaygın olduğu üzere kendi bağ bahçe işleri ile ilgilenmek istediğini söylediğini, nitekim bu isteğini yalnızca davalı işverene değil birçok iş arkadaşına da söylemiş olduğunu, davalı işverenin bu isteğe sıcak bakmadığını, ayrıca istifa etmesi hâlinde kıdem tazminatı gibi alacaklarını alamayacağını davacıya hatırlattığını, davacının vazgeçmemesi üzerine davalının doğal olarak kendi haklarını korumak adına bu durumu tutanağa bağlamak istemiş olduğunu ve bu hususta davacı işçi ile anlaştığını, davacı işçinin tüm süreçten tamamıyla bilgisi ve rızası dâhilinde haberdar olduğunu ve el yazısı ile yazdığı dilekçe ile işyerinden istifa etmiş olduğunu, dava konusu arabuluculuk tutanağının bunun bir başka görünümü olduğunu,

5. Davacı işçinin sadece feshe bağlı alacakları olmadığını, çalışmaya dayalı hak ve alacakları da olduğunu, işçinin istifa ettiğinde bu haklarına halel gelmediğinden arabuluculuk konusu bir uyuşmazlık bulunduğunu ve davacının arabuluculuğa başvurmasında hukuki yararı olduğunu ileri sürmüştür.


B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.


VI. KARAR

Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,12.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



Sonuç

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bu kararı, arabuluculuğun gerçek bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olduğunu ve işçinin haklarını sessizce tasfiye eden bir formaliteye indirgenemeyeceğini bir kez daha teyit ediyor. Özellikle karşılıklılıktan yoksun tutanaklar bakımından hem işveren hem işçi tarafı için dikkatle değerlendirilmesi gereken bir emsal niteliğinde.

bottom of page